BFS

İnsan yok oluşa mı sürükleniyor? İnsanlık son bunalımı nasıl aşacak? ÇIKIŞ NEREDE – IV

AYDINLARA VE SANATÇILARA ORTAK SORULARIMIZ

1. Kapitalizmin doğayı ve insan doğasını bozarak ve tüketerek uygarlığı geri dönüşsüz bir yok oluşa sürüklediği savını haklı buluyor musunuz?

2. Amerikalı Marksist David Harvey bugünkü teknolojik gelişmelerde insanlığı anbean denetleme ve sınıfsal tahakküm tehdidinin varlığını vurguluyor. Bu tehdidi özellikle 5G ve Yapay Zekâ (YZ) teknolojilerinin daha da güçlendirdiği yönünde bilim adamlarının kaygılarını paylaşıyor musunuz?

3. Üçüncü binyılda insanlığı teknolojik donanımlı Yeni Ortaçağ’a sokma çabasındaki küresel oligarşiyi –teknolojik ve ekonomik gelişmede önderliği yakalamasıyla– Çin’in durdurabileceği (David Harvey) görüşüne katılıyor musunuz? 5G ve YZ teknolojilerine karşı kitlesel gösterilerin başladığı aşamada Kovid – 19 salgınıyla girilen sürecin sonunda insanlık için nasıl bir gelecek tasarımı öngörüyorsunuz?

4. Postmodernizmle birlikte felsefe ve sanatın insana karşı sorumluluk duygusunu yaygın olarak yitirdiği eleştirisini yerinde buluyor musunuz? Bugün insanın yok oluş sürecine sokulduğu bir dünyada sanatçı ve düşünürler ne yapmalıdır?

ÖZGEN SEÇKİN / Büyük bir bütünleşmeyi, örgütsel birleşmeyi öngörüyorum

1. George Ritzer, “Küreselleşmenin bariz olarak önemli bir değişim, hatta ‘insanlık tarihindeki en önemli değişim’ olduğu dahi ileri sürülebilir.” diyor. Küreselleşmeyi de şöyle tanımlıyor: “Artan akışkanlıklar ve büyüyen çok yönlü akıntılar ile bunların karşılaştığı ve yarattığı yapıları içeren gezegen çapındaki süreç(ler).”

Küreselleşme, vücut bulması için teknolojiye gereksinim duyar. Bilişim savaşları bu yüzden var; uydularla, akıllı ve pilotsuz uçaklarla, füzelerle, vs. dünyayı olduğu yerden istediği yeri vuran çok yönlü güçlere sahip bir üst akıl bulunuyor artık. Ama şimdilik bunun karşısında olan güçler de var, dengelemeye çalışan. Bir anlaşmayla dünyanın ne hâle geleceğini varın siz düşünün. Elbette burada derinlemesine bir analiz yapmak zor…

Soru şu olmalı? Kapitalist gelişim içinde doğanın tahribi gerçekten var mı, insan doğasını bozuyor mu, yoksa insanın beyinsel gelişimini mi sağlıyor, insanlık üzerinde bir devrim mi yaratıyor; yeni uygarlıklar mı başlatıyor, eski uygarlıklar üzerinde. Bunu yanıtlamamız için bütün bu konudaki bilgilere ulaşmış olmamız gerekir, oysa her şey gizli yürütülüyor. Ne var ki başta amaçlanan iyi ve doğru şeyler zaman içerisinde kötü şeyleri de ortaya çıkarır; kiminin işine kötülük yapmak gelir, kiminin işine de doğru yolda kullanmak… Bu da pratikte ortaya çıkar. Fakat bugünkü edimsellik, gerekirse kimsenin gözünün yaşına bakmadan var olan sistemi korumak üstüne biçimlenmiştir. Yerel savaşlarda görülmüştür ki nokta vuran akıllı silahlar hiç de hedefi şaşmıyor.

Eğer kapitalizmde vicdan yoksa ve emperyalist güçler dünya nüfusunun fazla olduğu düşüncesini taşıyorsa gelecekte kendine hizmet edecek bir nüfusun dışında nüfus kalabalığını istemeyecektir. Bugün Çin gibi nüfusa sahip ülkeler teknolojik olarak gelişmemiş olsaydı bu süreç çoktan başlamış olacaktı ama bugün için bu sorun kapitalizm tarafından dondurucuda bekletilmektedir. Bazı gelişimleri ve üstünlükleri sağladıktan sonra eyleme geçeceğinden kimse kuşku duymasın. Kendi kaynakları bittikçe bu süreci hızlandıracağı açıktır.

Bu kısa açıklamadan sonra şunu diyebilirim ki daha yeni bir yol bulunmadıkça, topyekûn insanların bir arada yaşama olanakları için yeni teknolojiler keşfedilmedikçe  bu konuda bizi aydınlatan düşünür ve bilim adamlarının uyarılarını anlıyorum ve onlara katılıyorum.

2 ve 3. David Harvey gibi diğer birçok düşünürün kaygılarını paylaşmamak olmaz. Henüz 5G ve Yapay Zekâ bilindiği gibi çok az ve insana yarar alanlarda kullanılıyor. Savaşta, tehditte doğrudan ortaya sürülüyor. Burada olaya sınıfsal bakma zorunluluğu doğuyor. 5G en çok diyelim tıp alanında kullanılacak ve dünyanın bir ucundan diğer bir uçtaki bir ameliyatı gerçekleştirecek. Bu bir romantizmden başka bir şey değildir, insanın yalnızca zekâsını gösteren bir şovdur; bunun yerine dünyanın her yerinde yeterli eleman ve araç gereçin-makinenin olması yeterlidir. Ama bunun yerine kazancı ön plana çıkaran kapitalist anlayış kazanma peşindedir. Bu pahalı yöntemi de ancak parası olan zengin sınıflar satın alabilecektir. Aşılar da böyle olacaktır, parasını verebilen sağlığına kavuşabilecektir; bunun dışındakilerin yaşayıp yaşayamaması kapitalistin umurunda bile değildir. İnsanlar birer kurbandır artık, yarar sağladıkları sürece sürünün içinde yer alabileceklerdir. Charles Lemert ve Anthony Eliot, küreselleşmenin ve yeni hız çağının bireylerin duygusal hayatlarını dahi zehirleyeceğini, birer kobay hâline gelebileceklerini söylüyor. Kovid – 19 salgınıyla başlayan bu süreç büyük bir mücadeleyle devam ediyor ve edecek. Çin ya da başka bir ülke insanlıktan yana tavır alırsa elbette kapitalizmin planları sonraki bir aşamaya kadar geriletilmiş olacaktır; yaşayıp göreceğiz. Bu süreç uzun süreceğe benziyor, hiçbir şey emperyalist-kapitalist zihniyetin istediği şekilde gitmeyebilir.

4. Felsefeci, yazar, düşünür, şair, hatta bilim insanları, kimin yanında taraf olacağıyla ilerleyecek bir sürecin içindeyiz. İleri teknolojilere övgü yapılırken insan, sonuçta insan olabilmenin anlamını doğru kavramak zorundadır. Mutlu insan için zenginlik çok da önemli değil. İnsanı başka canlılardan ayıran özelliklerden biri de duygularını çok çeşitli yollardan ifade edebilmesidir. Sınıfının yanında yer alan her birey insanî olan bu özelliğini unutmamalıdır. Hiçbir kimseyi zorlayamazsınız ki; o, bireyin bilinçlenme ve dünyaya bakış açısıyla ilgili öznel bir sorundur. Kapitalizmin saflarında yer tutmayı kendine uygun gören biri de artık karşı taraftadır. Bu durum karşı sınıflar için aynı geçerliliği taşır. Eğer bir kişi insanî duygularını yitirmişse ve yalnızca zenginliğe, paraya, mala tutunmak istiyorsa sanatçısı da aynıdır, cahili de.

Emeğin yanında olan sanatçılar, düşünürler ve bilim insanları bu saflaşmayı doğal karşılamalı, kendilerini savaşıma daha donanımlı hazırlamalıdırlar. Toplumlar içinde her türden bireyin çıkabileceğini kendi hayat pratiğimizde çokça gördük. Kendimizi emeğin yanına koyuyorsak orada gerekeni yapmak için savaşımımızı  sürdürmeliyiz; bunun için de ben büyük bir bütünleşmeyi, örgütsel anlamda birleşmeyi öngörüyorum.

 

SONGÜL ESKİ / Bozunum bozulmalı

1. Doğa bir bütün olarak kapitalizme hammadde kaynağı iken tüketilmemesi gibi bir durum zaten söz konusu olamaz. Kaynağı tüketene kadar da kapitalizm bu işleyişine devam edecektir. Bu uygarlığın geri dönüşümsüz olarak yok olacağı manasını taşımaz lakin. Uygarlık insan temellidir. Ve insan yaşamanın bir yolunu bulduğu gibi kendini yeni koşullarda tekrar dizayn edecek, uygarlıkların devamı sağlanacaktır. İnsan kendi dahil tükeniş karşısında kendini yeniden oluşturacaktır. Doğal ihtiyaçların tükenişi olmadan ise bunu yapması açıkçası hayal gibi görünüyor. İyi haber şu ki ; kaynakların tükenmesi durumunda kapitalizm kendini yenileyemeyecektir.

2. Sınıf tahakkümü teknolojik gelişmelerden önce de vardı elbet. Denetilirliğin  şekli değişti ve alanı genişledi yalnız bu gelişmelerle. Tahakküm kurma teknolojinin yanı sıra  genetik bilimi ilaç silah sektörü vb. bir çok alanda gücünü yükseltmeye devam ediyor. Dolayısıyla gelecekle insanlıkla ilgili endişelerimiz de büyüyor.

3. Başta SSCB olmak üzere yaşanan reel sosyalist deneyimlerin zaman içinde nasıl birer bürokratik diktatörlüğe dönüştüğünü gördük. Çin de bunun dışında değil. Adı ne olursa olsun mevcut işleyişinin sosyalist olmadığı da aşikar. İnsanlık adına bu anlayışların geçerliliği olduğuna inanmıyorum. Yeni bir anlayışla hiyerarşik olmayan ve tabana dayalı örgütlenme anlayışı gelişmeden devletler nezdinde oluşacak bir çatışmanın insanlığa bırakın yarar sağlamayı, zarar vereceğini düşünüyorum. Kovid-19 ise kapitalizmin üzerindeki yükü hafifleteceğinden yeni anlayışın kapitalizme hizmet edeceği ise şüphe götürmez bir gerçek.

4. Gerçekleşen depremler doğalında olurken bozuk yapıları yıkar. Fakat biz sağlam zeminlerdeki binaları da yıkma ‘’başarı’’sını gösterebiliyoruz. Bizim postmodernizmi algılama ve uygulama şeklimiz de tam olarak bu işte. Yoksa parçalama ya da yıkma sağlıklı yapılar dizaynı için gerekli bir olgu… Böyle olunca: Sanatçı ve düşünürlerin bu anlamdaki bir yıkıma eşlik etmeleri gerektiği kanaatindeyim. Yani bozunum bozulmalı.

ZAFER YALÇINPINAR / “Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler!”

Endüstri 4.0 söyleminin en güçlü yöntemsel kazanımı olarak lanse edilen “yapay zekâ” (AI) üzerine konuşacaksak, bu çoklu değişken / üretken algoritmalı otomasyon biçimini sonuç / karar kümesi açısından ikiye ayırmamız gerekiyor: Yani, yapay zekâ uygulamalarının niceliksel alandaki etki ve başarılarını, niteliksel alandaki etki ve başarılarla –ya da niteliksel alanda, çoğunluk; tutarsızlıklarla– karıştırmamamız gerekiyor. Konunun bu noktası çok önemlidir! Niceliksel alanı, yani sayılarla veya gölge değişkenlerle (0,1 tipi süreç geçişkenliğiyle) ifade edilen ileri modelleme biçimlerini düşündüğümüzde, EVET!, yapay zekâ gerçekten de son on yılda zekâsını ve karar kalitesini artırmıştır: niceliksel alanda mükemmele yakınlaşmıştır: (n)/sonsuz boyutlu (sınırsız)/geçişken sayısal modelleme, dijital eşanlı ileri ve geri veri besleme sistemleriyle –ki buna ‘büyük veri işleme modeli’ denir– %99,999 tutarlı sonuçlar/kararlar/geçişler üretiyor. KABUL! Bu durum son yirmi yılın dijitalleşme/veri toplama sürecinin (ki buna da endüstri 3.0 veya bilişim çağı deniyor) doğal sonucudur. Gerçekten de bugün, örneğin Google Haritalar’ın süre-rotasyon başarısı veya Facebook’un yüz tanıma sistemi mükemmeldir, diyebiliriz. Sanayi verimlilik otomasyonları da robotik üretimsel yetkinliğe ulaşmıştır, falan… Yaşasın klasik kalkınmamız!

Ve fakat, niteliksel –sözel– alanda başarı bu kadar belirgin değildir… Bunca yıla, bunca retorik verisine ve bunca geliştirici hegemonik güce rağmen Google Çeviri’nin tutarlılık oranı –özgün söylemlerde– hâlâ %50-60 seviyelerinde bulunuyor. Şöyle diyebiliriz: Google Çeviri, benim rüyalarımın, şiirimin, auramın, yaşantımın veya dil iklimimin biricik söylemlerini –eğer popüler kültürün sıralı bir tekrarı ya da tekrarlanmış bir türevi (retrosu) değilse– düzgünce modelleyemiyor ve tahmin edemiyor hâlâ! Neler neler gördük bu yolda! Sosyolojik söylem analiz programları (n-vivo) mı istersiniz, bilişsel veya nörolojik duygulanım haritaları mı istersiniz, hiçbiri –en yüksek koşullarda– %50-60 seviyesini geçemedi. Burada, sanatın özünde yer alan eşsizlik eylemi –ve söylemi– kilit bir konudur. Bu eşsizlik, gerçek sanatı popüler kültürün bilindik verilerinden ayıran biricik unsurdur ve henüz ‘marjinal faydası’ modellenememiştir. Şimdi, bir soru da benden gelsin akıllı robotlara: “Selam robot! Evet, düşünebiliyorsun, karar verebiliyorsun, hemen hemen her şeyi Kartezyen sistemde haritalayabiliyorsun, analiz edebiliyorsun ve modelleyebiliyorsun. Fakat, soruyorum, dahası semantik olarak vurguluyorum sana: Rüya görebilecek misin?” Ya da Ece Ayhan’ın diliyle şöyle sorayım sana: “Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?”

Bu sorunun cevabı henüz verilmemiştir! İnsan evlâdı da, yapay zekâ da verememiştir. Sonuç şudur: “Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler!”

HALUK HEPKON / Sanatçılar çıkış için uğraşmalı

Emperyalizm, insanı ve dünyayı çılgınca bir hızla yok oluşa doğru götürüyor. Küresel ısınmanın, çevre kirliliğinin geldiği nokta ortada… Ülkemiz, ne yazık ki, bu konuda çok iyi bir örnek. Bütün ormanlarımız, doğal zenginliklerimiz talan ediliyor. Kaz Dağları’nda yapılan kıyım, sırf üç beş firmayı zengin etmek için memleketin ırmaklarına yapılanlar ve Katarlılara memleketi peşkeş çeken Kanal İstanbul Projesi ilk akla gelen örnekler… İktidara yakın bir avuç inşaat firması için koca bir İstanbul feda edildi. Hepimiz İstanbul’da bir depremin olacağını biliyoruz ama hiçbir şey yapamıyoruz. Yapılar güçlendirilmiyor, hükümet parası olan sağlam evde otursun deyip işin içinden çıkıyor. Depremde toplanabileceğimiz alan kalmadı. Hepsi peşkeş çekildi ve bunu bile tartışmamız istenmiyor, engellenmeye çalışılıyor. Bu toplu deliliği, gönüllü yok oluşu engellemenin tek yolu insanların kapitalizmin onlara öğrettiği o tek bakış açısından sıyrılmaları ve örgütlü bir kuvvet haline gelmeleri… Ne yazık ki bu yol kısa vadede pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki dünyanın ve insanlığın kendini yok etme hızı çok yüksek. Kısa vadede böyle bir toparlanma olmazsa dünyanın artık geri dönülemez ve artık istense de kurtarılamaz bir noktayı geçmesi çok mümkün görünüyor.

5G ve yapay zekâ gibi teknolojik atılımlar insanlık için çok önemli ama sonuçta sadece birer teknoloji. Dolayısıyla insanlık için yararlı mı olacak zararlı mı olacak? sorusunun cevabı bu teknolojileri kullananların kimliğinde gizli. Tıpkı bir bıçak gibi… Doğru toplumsal kesimlerin elinde bir sürü derde deva da olabilir, yanlış ellerde yok olma sürecini çok daha fazla hızlandırabilir de. Bütün bu olguların üstünden atlayıp körü körüne bir teknoloji düşmanlığı yapmak büyük bir zekâ geriliğinin göstergesi bence. Covid 19 süreci insanlığın kendi kendini ve dünyayı yok etme sürecinde yepyeni bir evre. Gelişmeler şimdilik kimsenin bir ders almadığını gösteriyor.

Sanatçıların ve aydınların bence ilk yapması gereken, bütün bu tehlikeleri bıkmadan usanmadan anlatmak olmalıdır. İnsanız ve umut etmeye devam etmekten başka çaremiz yok. Eğer bir çıkış varsa insanlığın önündeki tehlikeleri görüp örgütlenen kitleler sayesinde olacaktır. Sanatçılar ve aydınlar bu çıkış için uğraşmalıdır. Kaldı ki bırakın başka şeyleri sadece yaşamak bile istiyorlarsa bu onların da tek çıkışı olabilir.

 

AYDAN AY / Tehdit YZ’nin hizmet ettiği sınıftan gelir

1. Kaygılanmakta haklıyız; çünkü: “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” Bu sistemde talep, insanın gereksinmelerine değil, sermayenin birikim ve kâr güdüsüne göre belirlenir. Kapitalist toplumun dinamizmi, sürekli yeniliklere bağımlıdır. YZ, Marx’ın teknoloji ve otomasyona dair anlattığı ve öngördüğü şeylerin çağdaş versiyonudur…

2. Harvey, “Umut Mekânları” kitabında, “Geleceğin anahtarını elinde tutan, silahın değil, insan zihninin gücüdür” der. Çok uzun sürmeden insanüstü zekâyla donatılacaktır YZ… Bu olasılık, Stephen Hawking’i bile kaygılandırmıştır. Nick Bostrom da, önümüzdeki yüzyıl içinde YZ yönetiminde bir kıyamet yaşayabileceğimizi dile getirmiştir.

Bilimkurgu yazarı Charles Stross ise, “Bana göre şu anda görülen ya da gelecekte görebileceğimiz yapay zekâlar tehlikeli olabilir. Ama bunun tek sebebi bu yapay zekânın hizmet ettiği insanlar olur,” der.

3. David Harvey, gerçek anlamda doğal felaket diye bir şey olmadığını, felaketi insanın yarattığını söyler: “Koronavirüs neoliberal yağmacılığa karşı doğanın bir intikamıdır. Virüsler sürekli değişiyor; ancak bir mutasyonun hayatı tehdit edici hale geldiği koşullar insan faaliyetlerinin ürünüdür.”

Covid-19’un başlangıçta Wuhan’da bulunması kafalarda soru işaretlerine yol açtı. Wuhan büyük bir üretim merkezi, bu nedenle salgının küresel ekonomik yansımaları olmuştur. Asıl soru, bulaşma ve yayılmanın bir çığ gibi büyüdüğü ve aşı bulunana kadar (aşı bulundu – bulunmadı – bulunacak hep gündemde) bu salgının ne ölçüde ve nasıl süreceğinde, salgınların hangi amaç ve süreyle etkin olacağında, insanın bu süreyi nasıl atlatacağında düğümleniyor.

4. Modernizm eleştirisine dayanan postmodernizm anlatısı, modern epistemolojinin ürettiği iddiaların hükmünü yitirdiğini savunmaktır. Dolayısıyla postmodern algıya göre, modern ideolojiler ve diğer anlatılar geçerliliğini yitirmiştir. Bu durum karşısında; kendi epistemolojisini yaratmaya çalışan postmodernizmin bir “felsefe mi yoksa ideoloji” mi olduğu sorularıyla karşılaşılmaktadır. Her ne kadar zamansal yönü ağırlıklı olsa da modern kavramı, kültürel değişimi işaret etmede ve hayata referans noktaları sağlamaktadır. Eski çağlardan günümüze; insan davranışlarından yaşama alışkanlıklarına, siyasal yönetimlerden ekonomiye kadar birçok şeyin değiştiği, tarihsel vizyonda açıkça görülür. Yaşadığımız çağ öncelerine göre ileri ve gelişmiş sayılmaktadır. Montaigne’in belirttiği gibi, “modernler antiklerden daha gelişmiş olabilir, ama bu açıdan övünmeleri gerekmez, çünkü oldukları yere gelmek için cesurca – kahramanca bir şey yapmamışlardır.” Bulunduğumuz zamanda olmak, sadece bunu ölçü alarak şimdi’nin geçmiş zamanlardan daha iyi ve üstün olduğunu kanıtlayamaz. XVIII. yüzyıl Aydınlanma Dönemi ile başlayan Akıl Çağı, modernizm kavramını gündeme getirerek kendisiyle gelen çağların modern çağlar olarak nitelenmesine yol açmıştır. Postmodern ‘şìmdi’nin içinde gizli olan toplumsal ve bireysel noktalara baktığımızda, toplumsal alanda modern toplumun üretici yönünün, postmodern koşullarda tüketim eksenine kaydığını söyleyebiliriz. Son bakışta düşünür ve sanatçı, yaşamı an’la sınırlamaz; dün, bugün, yarın çizgisi üzerinde geleceğe taşır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i bilimsel temeller üzerine kurmuş,  bilime ve bilim insanlarına büyük destek vermiştir. Bugün insanın yok oluş sürecine sokulduğu bir dünyada sanatçı ve düşünürler, gelecek yoksunu olmamak için bilime ve bilim insanlarına destek vermeli, yapıtlarıyla insanın yetkinleşmesine katkı sağlamalıdır.

 

EKREM KAHRAMAN / Kadim insanlık enerjisi belirleyicidir

1. İnsan da insanlık da tükenmez, tüketilemez de. Yalnızca dönüşüm geçirir. Elbette bozulmalar olacaktır. Tarih boyunca bunun çokça gerçekleştiği iddiaları söz konusudur. Özellikle de tarihsel kırılma anlarında. Çok tanrılı dinler sürecinde gerçekleştiği söylenen Nuh Efsanesi, Babil Efsanesi vb. bunun en tipik örnekleridir. Tek tanrılı dinler sürecinde ortaya çıkan bütün dinler ve süreçleri de yine buna benzer görüşler üzerine kurulu bu dönüşümlerin sonucudur.

Ne var ki insan da insanlık kavramı da dönüşerek günümüze kadar evrilegelmiştir. Gelecekte de öyle olacaktır kesinlikle…

2. Kuşkusuz ki böylesi niyetler, bu niyetler yönünde hem ideolojik, hem felsefi, hem teknolojik, hem de tarihsellik bağlamında birçok girişim ve uygulama söz konusudur. Zaten insanın insanlaşmasının tarihi de içerisinde bu süreçlerin de yer aldığı böylesi bir tarihtir. Yine ne var ki daima buna karşı da tarihler vardır ki asıl olan tarihi karşı yönde sanatla, kültürle, siyaset, ideoloji, bilim ve teknoloji vb. yollarla etkilemeyi sürdürmektir.

3. İnsanlığın “yeni bir ortaçağa sokulması” yönündeki herhangi bir “küresel oligarşi”nin ister Çin’in isterse başka bir ülkenin tarihsel olarak ister ideolojik, ister teknolojik ya da ekonomik gelişmenin önderliğini ele geçirmeleriyle tek başlarına durdurabileceği görüşünü biraz abartılı buluyorum. Fakat kuşkusuz ki bu önemli bir güçtür ve etkileri fazlasıyla olacaktır. Böylesine oligarşik bir yapıyı da bunun niyetlerini ve projelerini de yine küçüklü büyüklü ve her anlamda ve alandaki büyük kadim insanlık enerjisi ve idelalleri maddi bir güce dönüştükçe durdurabilecektir.

4. Bana kalırsa felsefe ve sanatın –buna kültür de eklenmelidir– insana karşı sorumluluk duygusunun yanı sıra aynı zamanda sıradan insanın da kendisine karşı büyük sorumlulukları vardır. Kanımca asıl belirleyici olan da insanın insanlık tarihine karşı sorumluluğudur. Bu ise kesinlikle düşünsel, sanatsal, kültürel katkıların yanı sıra bilgi, bilim ve teknolojik vb. üretim katkılarıyla gerçekleşecektir.

Düşünürlerin ve sanatçılar sorumluluğu ya da yaptıkları özgün üretimler ister düşünce ister sanat ve kültür isterse bilimsel keşifler tasarımlar yoluyla olsun her türden özgün ve yeni
üretimler de bu bağlam üzerinden alabildiğine değerlidir.

Paylaş